Dinamik Anne ile masal tadında

Hayatımda gıpta ile izlediğim insanlardan biridir Tuğba. Enerjisine ve azmine gerçekten hayranım. Kızı Mina’nın doğumuyla başlayan annelik yolculuğunu “Dinamik Anne” adıyla sosyal medyada paylaşıyor ve eminim çoğu anneye, kadına bu yönüyle ilham kaynağı oluyor.

Geçtiğimiz aylarda pembe yanaklı Ela’yı da kattı bu yolculuğa. İki çocuk sahibi olmak kolay değil, kendimden biliyorum; ama Tuğba bana mısın demedi. Geçen gün Baby Muu Atölye’ye dünya güzeli iki kızı Mina ve Ela’yı aldı geldi, sohbet ettik, anları fotoğrafladık, güldük, eğlendik. İşte o günden kalanlar…

 

tb-2

 

MASALLARLA BÜYÜYEN ÇOCUKLAR DEĞİŞTİRECEK DÜNYAYI.

Masalla büyüyen çocuklar değiştirecek dünyayı derim hep. Masal iyileştirir, masal zenginleştirir. Masal yeni kapılar açar ufkumuzda. Mina, masal dinleyerek büyüdü, Ela da onu takip edecek belli ki.

alkaya

Kendinden bahseder misin? Kimdir Yasemin Alkaya?

İst. Ün. Sanat Tarihi mezunuyum. Bir kızım ve bir oğlum var. Kendimi bildim bileli bir şeyler tasarlamaya, yazmaya, çizmeye hevesli bir insandım. Kızım doğduktan bir süre sonra dergi editörlüğünü bıraktım. Oğlumun doğumuyla birlikte de Baby Muu’yu kurdum.

Biz masalları yalnızca dinlemedik geçtiğimiz gün, yaşadık da. Kırmızı başlıklı kız olduk, yetmedi su altı dünyasında düşler kurduk, o da yetmedi prenses miyiz diye anlamak için altına bezelye tanesi gizlenmiş yatağa yatarmış gibi yaptık. Harika bir yer keşfettik. Bebekler için harika tasarımlar yapan, masalları yaşatan bir yer burası. Baby Muu markasının kurucusu Yasemin Alkaya, kendi hayal dünyasının izlerini taşıyan tasarımlarını üretip sergilediği atölyesine bizi konuk etti. Ve sizler için bu keyifli söyleşi çıktı ortaya.

Baby Muu nasıl ortaya çıktı?

Yaklaşık beş yıl önce yakın bir arkadaşımın doğacak bebeğine farklı bir doğum hediyesi arayışıyla başladı her şey. İki doğum deneyimi yaşamış bir anne olarak kendimden yola çıktım. Bana ne hediye etselerdi mutlu olurdum, diye düşünmeye başladım. Bu öyle bir hediye olmalıydı ki hem anne ve bebeğin işine yaramalı, hem de bir çiçek kadar görkemli olmalıydı. Bir Amerikan dizisinde görmüştüm bez pastayı. Önce kendim yapmayı düşünmedim açıkçası. Bir yerden sipariş ederim, diyordum. Araştırınca Ankara’da bir internet sitesi dışında hiçbir şey çıkmadı karşıma. İş başa düştü deyip, kafamda bir banyo konsepti belirledim. Banyo kitabından oyuncağına, kurulama örtüsünden şampuanına gerekli gördüğüm ürünleri aldım. Çok beğenilen bu ilk pastadan sonra bu kez başka bir arkadaşım benim için de bir tane yapar mısın, şirkette doğum yapan bir arkadaşıma götüreceğim, dedi. Giderek siparişler birbiri ardına gelmeye başladı. Şu anda Baby Muu Kadıköy’de faaliyetine devam eden; e-ticaret sitesi http://www.babymuu.com ile çevrimiçi alışveriş imkanı da sunan kurumsal bir firma durumunda. Sevgili ortağım Cihat Çelik Başar’la yolumuza büyüyerek devam etmeyi planlıyoruz. 

msl.jpg

Hala pek çok kişinin bilmediği bir hediye biçimi bebek bezi pastası. Nedir bez pasta?

İngiliz bir kadın keşfetmiş bez pastayı. Üstelik 80’lerin başında. Dünyada özellikle Amerika’da yayılmış önce. Yaklaşık 5-6 yıl önce de ülkemizde uygulamaları başladı. Çok kullanışlı bir hediye. Yeni doğan bir bebeğin en büyük ihtiyacı bebek bezi mantığından yola çıkılarak tasarlanan, bebek bezlerini paketinden çıkarılıp, tek tek pasta şeklinde dizilmesi ve isteğe bağlı olarak bebek ürünleri ya da sadece kurdele gibi süsleme malzemeleriyle süslenmesiyle oluşan keyifli ve kullanışlı bir hediye biçimi. En güzel tarafı da çiçek kadar güzel görünmesi ve çiçeklerin aksine hastane odasına kabul edilmesi 🙂

Sadece bez pastalar mı tasarlanıyor Baby Muu’da?

Baby Muu’da müşterilerimize bez pasta dışında farklı doğum hediyesi alternatifleri de sunuyoruz. Bunun dışında battaniyeler, yastıklar, uyku arkadaşları, dönenceler, puset ve bakım çantaları gibi bebeğin günlük hayatında kullanabileceği farklı ürünler de mevcut.

masal2.jpgÜrünlerin tasarımlarında ilham kaynakların neler?

Tasarım inanılmaz geniş bir kavram. Bebeğin dünyası da öyle. İkisi birleşince ortaya zevkle uygulanan işler çıkıyor. Ancak Türkiye’de bebekler için yapılan ürünlerde pembe ve mavinin egemenliği söz konusu. Oysa doğada onlarca renk, yüzlerce renk tonu var. Sıra dışı renkler kullanarak insanı mutlu eden bir görüntü yakalamaya çalışıyorum. Baby Muu’da tasarlanan günlük kullanıma yönelik diğer bebek ürünlerinde de renk ve biçimlerde doğayı referans alan tasarımlar yapmaya özen gösteriyorum. Bu noktada başarılı bir tasarımın aynı zamanda işlevsel olması gerektiği gerçeğini de hesaba katmak gerek. Özellikle de söz konusu bir bebek ürünü ise.

Kadıköy’deki atölyeniz gerçekten çok sıcak bir mekan. Tıpkı bir ev sıcaklığında.

bmÇok teşekkürler. Biz de çok seviyoruz. Kadıköy’ü de çok seviyorum. Zaten kendim de Moda’da oturuyorum. Çekim için sizi ağırlamak da büyük bir keyifti bizler için 🙂

Hazır sen konusunu açmışken ziyaretimizden de bahsedelim istersen okuyucularımıza. Geçen gün atölyenizde sürreal bir fotoğraf deneyimi yaşadık…

Baby Muu’dan önce bebek dergilerinde editörlük yapıyordum. Mina ve Ela ile yaptığımız çekimi gerçekleştiren, çok sevdiğim arkadaşım Eda Aydın’la o yıllardan gelen bir dostluğumuz var. Birlikte pek çok prodüksiyon çekimi yaptık. Yani çocukla çekim konusunda ikimiz de deneyimliyiz. Şimdi Baby Muu bünyesinde yine birlikte çalışıyoruz. Sizinle gerçekleştirdiğimiz çekim tarzını ilk olarak çocuklarım üzerinde denemiştim. Evde kendi kendimize eğlenmeye çalışıyorduk. Bu tür fotoğraf çekiminde amaç yere serilen kumaşlarla gerçeküstü mekanlar yaratıp, kişiyi mekanın elverdiği açıyı da hesaplayarak, bu gerçeküstü ortamın içindeymiş gibi göstermek. Çok eğlenceli bir tarz. En güzel tarafı da sınırsızlığı. İsterseniz denizin altına dalabilir, isterseniz gökyüzünde uçabilirsiniz.

Peki bu çekim konseptini talep gelirse uygulamayı düşünüyor musunuz Baby Muu olarak?

Baby Muu ekibi olarak eğlenmeyi çok seviyoruz. Talep gelirse elbette farklı dekorlar tasarlayıp yine gerçeküstü mekanlar yaratmayı isteriz.

*  Anne Bebek Dergisi 07/2016 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Çocuklu offroad maceraları (Vol.1)

Etiketler

, , , , , , , ,

Herkesin görünmeyen zincirlerle birilerine, bir yerlere, birşeylere bağlı olduğu bir dünya burası. Kimilerimizin zincirleri kalın, kimilerimizinki daha ince. Peki ya anne olunca?

Anne olunca en özgür ruh bile zincirler kendini bir bedene: Küçük, saf, tertemiz bir ruha saplanıp kalır. Çocuk sahibi olmak hayatınızda aniden beliren bir çizgidir aynı zamanda. Ya hep özgürlüğü seçen ruhunuzla, zincirlediğiniz bedeni de yanınıza alır, çizginin üstünden atlar yolunuza devam edersiniz ya da hep çizginin gerisinde kalır, adına “korumak” dediğiniz ağır zincirlerinizle, korkularla beslenen bir yokuşu tırmanmaya başlarsınız.

Pınar’ı tanıdığımda henüz 17 yaşındaydı. Hiç zinciri yoktu Pınar’ın. Özgürlük varlığının sebebiydi. Hiç onun gibi birini tanımamıştım daha önce. Ben ağır zincirlerle ağır aksak yol almaya çalışırken o ne istediğini biliyordu işte… Bu nedenle çok sevdim onu. Yaydığı ışığı, coşkulu konuşmasını, kafasına estiğinde gidebilmesini çok sevdim. Belki de bu yüzden yıllar sonra evlenip bir bebek beklediğini öğrendiğimde çok şaşırdım. Peki ama nasıl olacaktı? Çocuk sahibi olmak demek özgürlüğün bitmesi demek değil miydi?

Bloğumda çok sevdiğim arkadaşım Pınar Demir Kaptan’ı ve oğlu Demir’i ağırlıyorum. Zorlu koşullarda gerçekleştirdikleri maceralı seyahatleri üzerinden çocuk sahibi olmanın özgürlüğe engel değil, aksine gerçek özgürlük olduğunu konuştuk.

***

Yasemin Alkaya: “Bu yaşa kadar neler kaldı geride? Biraz anlatır mısın?”

Pınar Erkan Kaptan: “İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı üzerine eğitim aldım; ama o dönemlerdeki öğrenme merakım ve doğaya duyduğum aşkın ve saygının sonucu, hayat beni keşfetmeye, kendi sınırlarımı zorlamaya ve doğanın içinde daha organik ve minimal bir algıyla yaşamaya itti. 2002 yılında üniversiteyi bitirip Bodrum’a yerleştim. O dönemlerimde su altında film çektim, -65’lere dalış denemeleri yaptım, motocross ustalarından düşe kalka, dağlarda yıprata yıprata motor kullanmayı öğrendim. Doğanın bize hangi mevsimde hangi otu verdiği konusunda keşifler yapmak, dağların hangi yamacında daha çok bulunduğunu tecrübe etmek, topladığım otlardan ve yağlarından yeni formüllerle yeni şifalar yapmak ve bunları insanlarla paylaşmak her gün yaptığım sıradan işlerdi 🙂 O sıralar eşim Erkan ile tanışıp, aynı yolu beraber almamız gerektiğini düşünüp evlendik:) Hiç çocuk planımın olmadığı bir dönemde hamile olduğumu öğrendim 🙂 Evren bizim adımıza karar vermiş deyip sevinçle karşıladık ve kucakladık bu doğum mucizesini.”

Y: “Ama çoğu anne gibi artık çocuk sahibi oldum, oturayım oturduğum yerde demedin. Hatta fiziksel olarak çoğu insanın cesaret edemeyeceği doğallıkta bir hayata bu kez çocuğunla geri döndün değil mi?”

P: ” Kesinlikle. Demir 2007’de İstanbul’da dünyaya geldi. Ve biz o zamandan beri yakın uzak demeden yol alıyoruz. Demir’in hijyen, düzen ve doğru beslenme dünyasını koruyarak, oğlumuzu kendi gezinti dünyamıza adapte ettik.”

resim 3resim 1 Okumaya devam et

Ya, J. R. R. Tolkien benim babam olsaydı?!

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , ,

İki gün önce, Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları’nı izlemeye gittik. Film bitiminde tabii herkeste yine aynı hissiyat hakimdi: “İki buçuk saat nasıl geçti anlamadık. Eee, şimdi filmin devamı için bir yıl daha nasıl bekleyeceğiz?”

Yüzüklerin Efendisi üçlemesini, kitabı okumadan seyredenler kervanındanım ben. Bu nedenle kitap ile film arasındaki (yani kendi hayal ettiğimle başkasının hayal ettiği arasındaki) farkı hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Sonrasında filminden önce Hobbit’i okumuş olsam da hayal gücümün, Yüzüklerin Efendisi filminin dekoru dışına çıkamaması pek de şaşırtıcı değil bu yüzden.

Ancak iki gün önce o büyülü görüntüleriyle Hobbit’i izlerken çocukluğumda Kuzey Avrupa ülkelerine dair hayaller kurduğumu hatırladım. Keltlerin, İskoçların, İskandinav ırklarının büyülü tınıları, sonsuzca içiçe geçen eski halk motifleri, sisli puslu havası, mitolojik karakterleri beni hep etkiledi. Çocukken yeni yıl zamanını da bu yüzden severdim zaten. Babamın Almanya’dan getirdiği çam ağacını kurup, kendi yaptığım etamin işi süslemelerle süsleyip, bir de ışıklarını yakınca, bütün bir yılın özlemle beklediğim dekoru evin baş köşesine kurulmuş olurdu. Diğer ışıkları kapatır, odada yanan sobayı şömine gibi hayal eder; sokaktan geçen bozacının çıngırağını Noel Baba’nın geyikleri gibi duyar ve sadece yılbaşı ağacının ışıklarıyla azıcık aydınlanarak bana istediğim gibi, kuzeyli bir evin içini hayal etme imkanı veren puslu karanlığa dalar giderdim. Hatırladıkça hala huzur duyduğum günlerdir.

Çocuklarımın da bu tür hayaller kurmasını, diş perilerine, meleklere, Noel Baba’nın ya da Peter Pan’ın varlığına inanarak büyümesini istedim. Sedef ne güzel ki benim gibi hayalci bir çocuk oldu. 3 yaşındayken evin içinde Tinkerbell replikleriyle dolanıp, oradan oraya atlar dururdu: “Off, Anakara’ya asla gidemeyeceğim!”

Dişler dökülmeye başlayınca da bozuntuya vermedik. Birlikte o oyuncakçı senin bu oyuncakçı benim bir türlü bulamadığımız Mickey Mouse evini, dişini yastığın altına koyduğu o büyülü gecenin sabahında başucunda bulduğunda diş perisinin varlığına artık kesin olarak inanıyordu. Yine sırf bu amaca hizmeten çocuklarımla gerçeküstü dekorlar kurup internette gördüğüm fikirleri uygulamak için onları kirli (!) emellerime alet ettiğim bile oldu 🙂

hjkhk kopya

Sedef için yaptığım Keçeden Tinkerbell patikleri 🙂

foto?raf

Fakat J.R.R. Tolkien’in çocukları için yaptıkları yanında, bizim gibi fanilerin bu küçük çabalarının lafını bile etmemek gerek belki de 🙂 Hazır yeni yıl ve Hobbit içiçe geçmişken, çocuklarını benim gibi hayalci yetiştirme sevdalısı anne-babalara tavsiye etmek istediğim bir kitap var bunca lafın ucunda: Noel Baba’dan Mektuplar…

IMG_5453

Noel Baba’dan Mektuplar, J.R.R. Tolkien’in dört çocuğuna yazdığı, ilki 1920’de olmak üzere, 1943’e kadar ve her Noel zamanı hiç aksatmadan gönderdiği mektupların biraraya getirildiği bir kitap. 2006 yılında, Sedef’e hamileyken rastlamıştım bu kitaba. Tolkien’in dehası karşısında zaten saygıyla eğilen ben, babalığı hakkında öğrendiklerimle adeta şaşkına dönmüştüm. O dönem eve gelen herkese bu kitabı gösterir olmuştum. Çocuğunuzu mutlu etmek için bir, iki ya da hadi bilemediniz üç yıl sürdürürsünüz bu oyunu. Ama tam 23 yıl, hiç aksatmadan, üstelik yaratıcı çizimler ve hikayelerle süsleyerek çocuklarınıza Noel Baba imzalı mektuplar göndermek… Bunu yapsa yapsa Tolkien yapardı. Okumaya devam et

“Şimdiki aklım”la çocuk odası tasarlasam

Etiketler

, , , , , , , , ,

Yaş aldıkça çok daha sık telaffuz edilen bir cümle vardır: “Şimdiki aklım olsa…” İki çocuktan sonra ben bu cümleyi en çok çocukların odası için kurar oldum.

Sevgili kızım Sedef’e hamileyken, üstelik de bir anne-bebek dergisinde yazıyor olmama rağmen, bu işin incelikleri hakkında pek fikir sahibi değildim. Bir bebeğin odası nasıl olmalı sorusunu sormak aklıma bile gelmedi. Bir bebek-çocuk mobilyacısına gittiğinizde seçenekler sunuluyordu nasılsa. Seçim yapılması gereken şey renk ve modeldi sadece. Oda takımını alırken eşimin ve benim ileriye dönük olarak mobilyanın tasarımında dikkat ettiğimiz tek şey rengi oldu bu yüzden. Büyüdüğünde de kullansın, 7 yaşına gelince tekrar mobilya almak gerekmesin diye üzerine sadece hafif bir cila atılmış masif ağaç mobilya almaya karar verdik. Gerçi bu tercihte yanılmamışız, ama olaya biraz dar bir pencereden bakmışız.

Sedef’in oda takımı, parmaklıkları çıkarıldığında tek kişilik standart ölçülerde bir yatağa dönüşen karyola, üç kapılı bir gardrop, iki adet geniş komodin ve bir adet kitaplıktan oluşuyordu. Başlarda çok şirindi bu oda. Dolapta asılı pembeli morlu kıyafetler, kitaplığa dizilmiş iki üç kitap, karyola ucunda alt değiştirme materyalleri. Ancak Sedef 2 yaşına geldiğinde odada oyuncaktan adım atacak yer yoktu. Komodin üstlerine sığmayanlar büyük oyuncak sepetlerine tıkıldı. Çoğu oyuncak sıkışıp kaldığı yerden sesini duyuramadığı için yaş haddinden emekli oldu, sonrasında oyuncak ayıklama dönemlerinde evin bilimum depolama alanlarındaki yerini aldı.

Sedef 4 yaşındayken oğlum Rüzgar katıldı aramıza. Bu kez Sedef’te yaptığım yanlış mobilya seçimini Rüzgar’da yapmayacağım derken, olmazsa olmaz diyerek yine tek kişilik bir yatağa dönüşen bir karyola ve bir gardrop aldık. Oyuncaklar için düzenli bir alan yaratma imkanı bu kez de yer yokluğundan mümkün olmadı. Ama gelin görün ki bu kez de Rüzgar uykuya dalarken yatağı yerine yerde yatmayı tercih eden bir çocuk oldu.

Bütün bu deneyimlerden sonra, “şimdiki aklım olsa” ne mi yapardım? Kesinlikle Montessori yaklaşımını uygulardım.

İşte Yüce Pinterest’ten beğenip seçtiğim birkaç örnek:

  • Çocuklarım için başlarda içinde kayboldukları, ayaklandıklarındaysa parmaklıklarına tırmanıp yüreğimi ağzıma getiren karyolalar yerine, zaten yerde uyumayı seven çocuklarım için sadece birer şilte alırdım.

Okumaya devam et

Baby Muu’dan Havlu Pastalar ve Mutfak Pastaları

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sevdiğiniz biri için aldığınız bir armağanı neden paketlersiniz, hiç düşündünüz mü? Çoğumuz, biri için hediye alırken alınan şeyi neden paketlettiğimizi düşünmeyiz: “Adettendir”, “Böyle gelmiş böyle gider”, “Hediye dediğin paketlenir”…

Cümleleri çoğaltmak mümkün.

Hediye paketi fikrinin temelinde “meraklandırma”, “şaşırtma” ve “sevindirme” isteği yatar. Merakın dozu paketin şekline, boyutuna, süsleme özelliklerine göre değişirken, paket açıldıktan sonra yaşanacak olan şaşkınlık ve sevinç tamamen sizin seçtiğiniz hediyeye bağlıdır. Çok gösterişli paketlenmiş bir kutunun içinden yanlış bir seçim çıkabileceği gibi, çok basit bir paketin içinden, hediyeyi verdiğiniz kişi için dünyanın en şaşkınlık verici, en iyi hediyesi de çıkabilir.

Bu fikirden yola çıkarak -çünkü bu pastalarda hediye vermek kavramının “merak, şaşkınlık ve sevinç” üçlüsü deyim yerindeyse kol kola veriyor- Baby Muu’da tıpkı bebek bezi pastaları gibi ilginç bir hediye sunumunu bu kez büyükler için uygulamaya karar verdim. Yine hediyeler pasta şeklinde; ama bu kez farklı olarak işin içinde “bez” yok!  🙂 Muciti ben değilim, ama fikri çok sevdim. Tasarlarken ise çok ama çok eğlendim.

Havlu pasta ve mutfak pastası, yeni evli bir çifte “evlilik hediyesi” olarak, yeni ev almış ya da yeni bir eve taşınmış bir tanıdığınıza “yeni ev” hediyesi olarak, doğumgünü, yılbaşı, anneler günü, babalar günü gibi özel günler için ya da bir arkadaşınıza sadece onu hatırladığınızı göstermek için verilebilecek en güzel hediyeler bence. Neden mi? Sevimli, şaşırtıcı ve ilgi çekici görünümleri bir yana, içerik olarak da karşınızdakine kullanışlılığı su götürmez bir hediye vermiş oluyorsunuz. Çünkü bir evde masa örtüsünün, mutfak havlusunun, yemek kaşığının, tavanın ya da yatak çarşafının fazlası olmuyor.

Görsel Okumaya devam et

Spanish Caravan ve İspanyol Yaratıcılığı

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bu yaz ben, eşim ve bir çift arkadaşımız hep hayalini kurduğumuz bir seyahat şeklini hayata geçirdik : Karavan! Barcelona’da kiraladığımız karavanla Valencia’dan güneye, Cadiz’e kadar inip, rotamızı kuzeye Madrid’e çevirerek bir daire çizip, bir hafta sonra yine Barcelona’ya ulaştık. Seyahatin güzelliği, görülenler, manzaralar, tadılanlar ayrı bir yazının konusu belki. Burada bahsetmek istediğim şey ise İspanya seyahatinde bizzat şahit olduğum “İspanyol yaratıcılığı”.

Doğum hediyesi fikri bir iş olarak hayatıma girdiğinden beri sürekli olarak araştırıyorum. Başlarda bu işi en iyi yapanların Amerikalılar ve İngilizler olduğunu düşünüyordum. Ne de olsa Baby Shower denen ve bizde de özellikle son iki yıldır pek rağbet gören bu ecnebi adetini en çok uygulayan söz konusu bu iki ülke. Ancak araştırdıkça gördüm ki bu işin yaratıcılık kısmında başı çekenler kesinlikle İspanyollar. Sadece doğum hediyesinde de değil üstelik, tasarım kavramının o geniş çizgisinde son dönemde karşılaştığım ve hayranlıkla izlediğim hemen her işin altından bir İspanyol çıkıyor.

Barcelona’da bir pastacı vitrini

Vitrinler… Kitapçısından oyuncakçısına, boyacısından butiğine kadar girdiğiniz hemen her sokakta sizi dakikalarca önüne çivileyen bir dükkan vitrinine rastlıyorsunuz İspanya’da. Barcelona’daki favorim, yaptığım işe rakip (!) bir dükkanın vitriniydi.

IMG_3066

Havluları pasta şeklinde katlayarak rengarenk bir görüntü yaratmışlardı. Bu şirin dükkanda aslında mutfak tekstilleri satılıyordu; ama farklı olarak mutfak önlüğü, mutfak eldiveni gibi tekstillerin çocuklar için küçük boy tasarımlarını da üretiyorlardı. Okumaya devam et