Etiketler

, , , , , , , ,

Herkesin görünmeyen zincirlerle birilerine, bir yerlere, birşeylere bağlı olduğu bir dünya burası. Kimilerimizin zincirleri kalın, kimilerimizinki daha ince. Peki ya anne olunca?

Anne olunca en özgür ruh bile zincirler kendini bir bedene: Küçük, saf, tertemiz bir ruha saplanıp kalır. Çocuk sahibi olmak hayatınızda aniden beliren bir çizgidir aynı zamanda. Ya hep özgürlüğü seçen ruhunuzla, zincirlediğiniz bedeni de yanınıza alır, çizginin üstünden atlar yolunuza devam edersiniz ya da hep çizginin gerisinde kalır, adına “korumak” dediğiniz ağır zincirlerinizle, korkularla beslenen bir yokuşu tırmanmaya başlarsınız.

Pınar’ı tanıdığımda henüz 17 yaşındaydı. Hiç zinciri yoktu Pınar’ın. Özgürlük varlığının sebebiydi. Hiç onun gibi birini tanımamıştım daha önce. Ben ağır zincirlerle ağır aksak yol almaya çalışırken o ne istediğini biliyordu işte… Bu nedenle çok sevdim onu. Yaydığı ışığı, coşkulu konuşmasını, kafasına estiğinde gidebilmesini çok sevdim. Belki de bu yüzden yıllar sonra evlenip bir bebek beklediğini öğrendiğimde çok şaşırdım. Peki ama nasıl olacaktı? Çocuk sahibi olmak demek özgürlüğün bitmesi demek değil miydi?

Bloğumda çok sevdiğim arkadaşım Pınar Demir Kaptan’ı ve oğlu Demir’i ağırlıyorum. Zorlu koşullarda gerçekleştirdikleri maceralı seyahatleri üzerinden çocuk sahibi olmanın özgürlüğe engel değil, aksine gerçek özgürlük olduğunu konuştuk.

***

Yasemin Alkaya: “Bu yaşa kadar neler kaldı geride? Biraz anlatır mısın?”

Pınar Erkan Kaptan: “İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı üzerine eğitim aldım; ama o dönemlerdeki öğrenme merakım ve doğaya duyduğum aşkın ve saygının sonucu, hayat beni keşfetmeye, kendi sınırlarımı zorlamaya ve doğanın içinde daha organik ve minimal bir algıyla yaşamaya itti. 2002 yılında üniversiteyi bitirip Bodrum’a yerleştim. O dönemlerimde su altında film çektim, -65’lere dalış denemeleri yaptım, motocross ustalarından düşe kalka, dağlarda yıprata yıprata motor kullanmayı öğrendim. Doğanın bize hangi mevsimde hangi otu verdiği konusunda keşifler yapmak, dağların hangi yamacında daha çok bulunduğunu tecrübe etmek, topladığım otlardan ve yağlarından yeni formüllerle yeni şifalar yapmak ve bunları insanlarla paylaşmak her gün yaptığım sıradan işlerdi 🙂 O sıralar eşim Erkan ile tanışıp, aynı yolu beraber almamız gerektiğini düşünüp evlendik:) Hiç çocuk planımın olmadığı bir dönemde hamile olduğumu öğrendim 🙂 Evren bizim adımıza karar vermiş deyip sevinçle karşıladık ve kucakladık bu doğum mucizesini.”

Y: “Ama çoğu anne gibi artık çocuk sahibi oldum, oturayım oturduğum yerde demedin. Hatta fiziksel olarak çoğu insanın cesaret edemeyeceği doğallıkta bir hayata bu kez çocuğunla geri döndün değil mi?”

P: ” Kesinlikle. Demir 2007’de İstanbul’da dünyaya geldi. Ve biz o zamandan beri yakın uzak demeden yol alıyoruz. Demir’in hijyen, düzen ve doğru beslenme dünyasını koruyarak, oğlumuzu kendi gezinti dünyamıza adapte ettik.”

resim 3resim 1resim 2resim 4

Demir 2 yaşına geldiğinde daha fazla doğa hasretine dayanamayıp Bodrum’un Pınarlıbelen köyünde 3.5 dönüm zeytin ve meyve ağaçlarının içinde taştan yapılma eski bir Rum evine taşındık. Yılın büyük bir bölümünü bu köyde, kalan zamanı da İstanbul ‘da geçirmek üzere ikili bir yaşam kurduk. Demir’in hayvanları ve doğal hayatını yerinde tanıması adına çok verimli bir süreçti. Ormanın içinde olduğumuzdan, evimize giren her türlü hayvanı öldürmeden, kendi yaşam alanımızı korumayı öğrendi.

resim 5 resim 6 resim 8 resim 9 resim 11 resim 12

Poyrazdan sonra kolumuza sepetlerimizi takıp zeytin avcılığı adını verdiğimiz oyunu oynar, yani rüzgardan dökülen zeytinleri toplar, onları kahvaltılık ve daha çürük olanları yağhaneye götürmek üzere ayırırdık.

1488516_389606264507415_127664602_n1492866_389606257840749_2006021810_n1479677_389606261174082_1439618718_n1491129_389606267840748_1681257560_n

Kasım aylarında yağmurdan sonra çıntar (bir çeşit mantar) bulma oyunu oynardık dağlarda. Bir gün buzağının doğmasını seyreder, diğer gün böğürtlen toplamaya giderdik.

1533273_389607547840620_264201207_n1533655_389607537840621_801233002_n1491239_389607561173952_521247484_n1492984_389607557840619_1794346297_n1503638_389607544507287_1192144029_n1241003_389607551173953_666379014_n

Y: “Bu bir çocuk için muhteşem bir deneyim.”

P: “Bu süreç onda doğayı tanıması, ona saygı duyması, hangi koşulda nasıl davranması gerektiğine dair ciddi ipuçları ve öğretiler verdi. Keşfetmenin verdiği heyecanla ve bizi taklit ederek öğrenmeye çalıştı ve buna çok doğal bir şekilde adapte oldu.

1488588_389608527840522_1325400998_n1490960_389608534507188_567954076_n1508475_389608537840521_1637604787_n1543139_389608521173856_1721164972_n

Y: “Demir’i Montessori eğitimi veren bir okula gönderiyorsun. Yani Demir’in eğitimi nedeniyle artık İstanbul’dasınız. Peki senin gibi doğa aşığı bir kadın doğadan bu uzak kalışı nasıl telafi ediyor?

P: “:))) Son üç yıldır maceracı, offroad ‘u seven, hayattan keyif alan insanların buluştuğu Land Rover Adventure Türkiye Team adı altında, dostlarla, genelde Haziran ve Temmuz aylarında tüm egolarımızı ve konfor anlayışlarımızı evde bırakarak yola çıkıyoruz. Gittiğimiz her yerde çadır kuruyoruz. Yolun bize ne getireceğini bilmediğimizden, genel bir rotanın dışında, kaybolmaya, keşfetmeye çıktığımız için, bu süreç bazen 5 günde olabiliyor, bazen de 2-3 hafta sürebiliyor.”

1488502_389609374507104_352735948_n 1501854_389609381173770_548660951_n 1543182_389609377840437_837848691_n

Y: “Çok enteresan anılar biriktirdiğine eminim. Çocukla böylesi bir seyahate çıkmak çoğu anne için sanırım imkansız 🙂 Çocukla böyle bir seyahati yapıyor olmanın detaylarını da öğrenmek istiyorum tabii ama öncelikle gezilerden biraz bahseder misin? İlk gezi ve sonrakiler nereyeydi, ne zaman ve nasıl bir hazırlıkla gittiniz?”

P: “Fosil grubuyla ilk maceramız 2012 yılında başladı. Türkiye’nin farklı şehirlerinden 14 Defender sahibi ve diğer katılımcılarla beraber toplam 65 kişi yola çıktık. İstanbul, Ankara ve Çorum’u geçip Samsun’a vardık. Tüm Karadeniz’i, yaylalarını, şelalelerini Sümele Manastırı’nı ziyaret ettikten sonra Sarp sınır kapısından Gürcistan’a geçtik ve Mestia’ya kadar ulaştık.

912525_389611361173572_80361319_n 1481976_389611371173571_703602343_n 1483941_389611374506904_1924170064_n 1492999_389611364506905_722421878_n 1543155_389611384506903_1967433088_n 1543188_389611367840238_2070504109_n 1544065_389611381173570_1840155701_n

1483591_389612007840174_1396415680_n

Geçen seneki maceramızda rotamız Balkanlar’dı. Edirne Kapıkule Sınır Kapısı’ndan Bulgaristan’a geçip, oradan Makedonya, Kosova ve Arnavutluk’u dolaştık.”

1488339_389613047840070_962780116_n 1488625_389613067840068_1203212764_n 1491146_389613044506737_351825942_n

Y: “Çok uzak mesafeler… Peki nasıl bir hazırlık yapıyorsun? Yani yol almak kavramı normal tatil anlayışından çok farklı. Tatile bir yere giderken de bir hazırlık yapılır ama varılan noktada konaklama ya da yeme içme ile ilgili seni neyin beklediğine dair bir fikrin vardır; ama sizin gibi ciplerle, arazi şartlarında yol almak iyi düşünülmüş bir hazırlığı zorunlu kılıyordur.”

P: “Yol hazırlığımı yaparken önce iklim şartlarını ve kalacağımız süreyi değerlendiriyorum. Yıkanmak için suyu her zaman bulamadığımızdan bunu dert etmemek için yanıma bol miktarda yedek kıyafet alıyorum. Bunların içinde mont, şapka, atkı ve içlik gibi kışlık malzemeler, küçük el havluları ve paşmena (taşınması havluya göre daha hafif ve kolay kuruyan, farklı ihtiyaçlarda kullanılabildiğinden tercih ediyorum), kolonyalı mendil, tırnak makası, diş fırçası gibi kişisel hijyen malzemeleri de oluyor. Yolculuk boyunca susuz kalmamak ve kan şekerinin düşmesini önlemek için enerji veren, sağlıklı atıştırmalıklar hazırlıyorum. Bunlar daha çok meyveli kekler, kurabiyeler, hafif böreklerden ve meyve sularından oluşan bir sürpriz sepeti 🙂 Tabii Demir’in olası hastalıkları için ateş düşürücü, ağrı kesici, geniş spektrumlu antibiyotik, böcek sokmalarına karşı kremler, güneş kremi ve mutlaka kantaron yağı bulunduruyorum. Kantaron yağı morluklar, yaralanmalar, güneş yanığı gibi geniş bir kullanım alanına sahip çok faydalı bir yağ. Bu nedenle özellikle yolculuklarda yanımdan hiç ayırmam.”

Y: “Bildiğim kadarıyla bu yağları da evde kendin hazırlıyorsun.”

P: “Evet. Kantaron hemen her iklimin şartlarına uyum sağlayarak yetişebilen bir bitki. Doğaya baktığımız anda onları görmemek neredeyse imkansız. Güneşin en tepede olduğu vakit eter yağlarının en verimli şekilde açığa çıktığı vakit olduğundan iyileştirici özelliği daha yoğun oluyor. Yaptığım tek şey bu kantaronun özellikle çiçek kısımlarını koyu renkte cam şişenin içinde bulunan, mümkün olduğunca saf zeytinyağının içine koymak ve kapağını kapatıp bu şişeyi 3 ay güneş görecek bir yerde bırakmak yani güneşte pişirmek. Sonrasında işte bu mucize ilaç ortaya çıkıyor 🙂 Geçen sene bacağı kamp ateşinde yanan bir arkadaşımızın yanığını, güneşin altında fazla kalıp yanan çocuklarımızın sırtlarını, böcek sokmasında kızarıp şişen bölgeyi ve bir pişik vakasını bu yağla tedavi ettik :)”

Y: “Bir gün seninle mutlaka bu doğal yağlar ve karışımlar üzerine de konuşalım. Öğrenecek çok şeyim var senden :)”

P: “Memnuniyetle :)”

Y: “Bunca tedbire ve hazırlığa rağmen gezilerde hiç hesaba katmadığın gelişmeler oldu mu?”

P: “Yolumuz bu hazırlık aşamalarıyla önce iç dünyamızda başlamış oluyor. Yolculuğumuz ise evimizin kapısını kapatıp marşa bastığımız anda start alıyor. Yolun bizi her yöne götürebileceğini ve başımıza gelecek tüm olumsuzlukları içinde kaybolmadan beraberce çözebileceğimize inandığımız için aile olarak çok büyük beklentilerimiz olmadan, sadece eğlenmeye, öğrenmeye yeni yerler keşfetmeye, psikolojik olarak da tecrübe etmeye odaklı yola çıkıyoruz. Çünkü beklentisiz yaşarsanız daha mutlu oluyorsunuz. Planlarımız genelde kısa vadeli oluyor bu nedenle. Gördüğümüz ilk benzin istasyonunda durursak hem yakıt ikmali yapar hem de ihtiyaçlarımızı gideririz, gibi…”

Y: “Bir de tabii başka bir konu daha var. Çocuğunun her türlü ihtiyacını aldın. Hazırlığın tamam. Ancak çocuklar fiziksel ortamlarına bağlıdır. Özellikle de tuvalet ihtiyacı konusunda. Ortalama 2 hafta bifiil yollarda kamp kurarak süren bir yolculukta özellikle çocuğunun bu tür fiziksel ihtiyaçlarını nasıl gideriyorsun?”

P: “Bu çocuklar için daha kolay aslında. Doğal olanı doğaya boşaltıyoruz 🙂 Yol üzerinde denk geldiğimiz çeşmeleri, şelaleleri, denizleri ve okyanusları, benzinci veya restaurantları kullanıyoruz. İnsan doğada daha az kirleniyor. Bu konuda en önemli nokta birbirimizi kokularımızla rahatsız etmemeyi ilke edinmek. Tabii bunu yaparken doğada arıları ve sinekleri çekecek parfümler kullanmamaya da özen gösteriyoruz. Doğal olmak gerek yani, doğadayız 🙂 Maskelere, kimlik savaşlarına, güzellik kaygılarına ihtiyacımız yok. Diyorum ya, tüm egolarımızı ve konformist algılarımızı evde bırakarak çıkıyoruz yola. Bir nevi arınma hali. Tabii bu anlattığım benim tecrübe ettiğim yol ve yolculuk. Herkesin algısı ve tekamülü muhakkak farklıdır.”

Y: “Nasıl bir planla çıkıyorsunuz yola? Yani her duraklamanın hesap edilmediğini anladım ama yolu öngörememek nasıl bir tecrübe?”

P: “Güzel bir tecrübe aslında 🙂 Olayın macerası asıl burada çünkü. Toplam 5500 km’lik Gürcistan yolculuğumuzun başında, İstanbul’dan Ankara’ya tam 18 saatte varmıştık. Bir aracın içinde ikisi anne, ikisi baba, 5-6-7 yaşlarında üç çocuk olmak üzere 7 kişiydik.1477660_389614661173242_1940379963_n 1499810_389614664506575_611185709_n

Araçlarda her an arıza çıkabilir örneğin; bu çok normal bir şeydir. Bu arıza 15 dakikada da giderilebilir, dört saatte de. Asla birbirimizi yolda bırakmayacağımız için “bekleme” yani “eğlenme”, “keşfetme” ya da “uyuma ve dinlenme” süreci başlar anneler ve çocuklar için. O macerada bizi kendi dünyalarına kabul eden sevgili yol dostlarım Murat İrfan Ağcabay ve Hayriye Mengüç Ağcabay’ın sabrını, sevgisini ve vericiliğini; o yolda beraber tecrübe ettiğimiz ve paylaştığımız birikimleri ve dostluğumuzu; insanların hayatlarında en az bir kez bile olsa yaşamaları gereken boyutlar olarak değerlendiriyorum. Her şeyden önce kendinle yüzleşmek, kendini tanımak ve birey olabilmekle alakalı bu. Çocuklar için de farklı değil. Demir de dostları Çınar ve Defne ile beraber iki hafta boyunca bu maceranın içinde olmaktan dolayı çok heyecanlı ve mutluydu. Çocuklar aslında kendi dünyalarında hep mutlular :)”

1473715_389618934506148_1959646201_n 1473903_389618924506149_809299939_n 1503734_389618937839481_1806862352_n 1503752_389618921172816_609170823_n 1533659_389618914506150_2028241632_n 1543614_389618927839482_1798895535_n

Y: “Hiç mi korkmadın? Sonuçta ülke sınırlarından çıkıp, yolunu yordamını bilmediğin başka bir ülke toprağına giriyorsun. Belki Avrupa ülkeleri gibi sosyal koşullarını az çok tahmin edeceğin, görece tehlikesiz coğrafyalar olsa neyse ama…”

P: “Bu söylediklerin aslında çok önemli. Kaygı ve korku bulaşıcıdır. Anne ya da baba kaygı duyarsa çocuk da kaygılanır. Demir bu bağlamda rahat bir çocuk. Ona korkuyu değil, tehlikelerden korunma yöntemlerini aşılıyoruz daha çok. Doğada yürürken paçalarını çoraplarının içine neden sokması gerektiğini, yılan görünce kaçacağını, eşek, inek gibi büyükbaş hayvanların arkasından dolaşmanın neden tehlikeli olduğunu anlatıyoruz. Hayvanların da bir dünyası olduğunu ve onları kesinlikle rahatsız etmemesi gerektiğini biliyor. Tabii izin verdikleri sürece sevebileceğini biliyor :)”

Y: “Bu tür seyahatlerde uyku, yem-içme gibi bir çocuk için düzenli olması gereken günlük rutinlerde aksamalar oluyor mu ya da bütün bunları nasıl ayarlıyorsun?”

P: “Yol boyunca olur da bir süre seyir halinde olursak diye, durduğumuz her noktada yiyecek ve içecek takviyesi yapıyorum. Bunu yaparken çocuğun o gün içerisinde hangi gıdayı almamış olduğuna dikkat ediyorum. Geceleri denk gelip de yaktığımız kamp ateşinde pişen bol tahıl unlu tarhana çorbasının ve bitki çayının tadı başka oluyor. Gittiğimiz yerlerin yerel mutfaklarını da deniyoruz. Bunu yaparken yemek tercihini Demir’le beraber yapıyoruz. Her dönemin kendi içinde bir rutini olduğundan illa her şey saati saatine olacak diye bir kaygı duymuyorum, çünkü çocuğun yoldaki ihtiyaçları biraz daha çeşitlilik gösteriyor. Aralardaki mutlak atıştırmalarımız, meyve zamanları ve bol sıvı takviyesini beden zaten istiyor. Yolda giderken araçta uyuyor. Durduğumuz yerde yemek yemek ve dolaşmak için enerjisini topluyor böylece. Geceleri de makul ama değişken saat dilimlerinde (yani uykusuzluk yüzünden arızaya geçmeden önce:)) ya çadırın içinde ya da aracın bagajındaki yatakta uyuyor. Aslında bunları ben ayarlamıyorum. Birbirimizi anlamaya çalışıp ortak bir noktada anlaştığımızda kendiliğinden oluyor. Sadece onun ihtiyaçlarını gözetiyorum ve çözüm bunları getiriyor.”

1476858_389629937838381_1937935184_n 1491090_389629941171714_1419779783_n 1492876_389629927838382_1753424316_n 1492992_389629934505048_1698075389_n 1501976_389629944505047_914053657_n 1502085_389629931171715_1144392431_n

Y: “Sence bu tür seyahatler için çocuğun belli bir yaşa gelmesini beklemek gerekir mi?”

P: “Beklenmemesi daha iyi olur. Bir şeyleri anlatmak yerine yaşamak çok daha öğretici ve yaratıcı. Ayrıca çocuk ve ebeveyn bağlarını da sağlamlaştıran tecrübeler bunlar. Her şeyden önce çocuk ailesiyle beraber eğlenebiliyorsa mutludur, meraklıdır ve keşfetmeye hazırdır. Onların dünyasında her yaşın kendine göre bir keşfi var.”

Y: “Peki çocuğun kız olsaydı sence bu yolculuğa daha şüpheli yaklaşır mıydın? Onlar daha bir nazlı oluyor biliyorsun :)”

P: “Benim için değişen hiç bir şey olmazdı. Demir şu an 6 yaşında. Bir birey. Birey olabilmenin getirdiği her sorumluluğu çocuklar kız ya da erkek demeden kendisine düşen kısmını başarmaya çalışıyor. Oyuncaklarını toplamak, ateş yakmak için çalı çırpı bulmak, sofranın kurulmasına yardımcı olmak, kendisini önemli ve işe yarar hissettiriyor. Bunlar karakterinin oluşmasını sağlıyor.”

Y: “Demir’de bu seyahatler sonrasında nasıl bir gelişim ya da değişim oldu? Ona ne kattığını düşünüyorsun?”

P: “Her şeyden önce olgunluk ve dayanıklılık kattığını düşünüyorum. Farklı ülkeler ve kültürleri önyargısız tanıması ve estetik anlayışının gelişmesi adına çok verimli oluyor. Konuşmalarımızda geçtiğimiz ülkelerin, kaldığımız köylerin isimlerini söyleyip kendi yaşadığı hikayeleri anlatması güzel bir geri dönüşüm oluyor benim için. Gezerek ve eğlenerek öğreniyor olması ve bu bilgilerin beyninde yer etmesi mutluluk verici. Her veda vakti geldiğinde, ne çabuk bitti, daha İran’a gidecektik, niye ayrılıyoruz ki, deyip gözyaşı döker :)”

Y: “Böyle bir seyahati aklından geçirenler için özellikle çocuk odaklı olarak neler tavsiye edersin?”

P: “Hangi araçla yola çıkıyor olursanız olun öncelikle onun güvenliğini ve rahatlığını sağlamak gerek. Bu da doğru bir programlamayla oluyor aslında. Acil durumlarda ihtiyaç duyabileceğiniz şeyleri yanınızda bulundurduktan, yani kısaca kendinize yetebildikten sonra gidemeyeceğiniz hiçbir yer yok. Çocuk ne yapar, üşütür mü hastalanır mı endişelerini bir kenara bırakıp beraber maceraya atılmak gerek. Çünkü inanın onlar, biz büyüklerden daha kolay adapte oluyor ve o maceranın içinde kendi dünyalarını kuruyorlar. Tüm bunları tecrübe etmek ve çocuğun da tecrübe etmesine fırsat vermek gerek.”

Y: “Yeni rotalar var mı? Ya da uzak bir gelecekte Demir’le nereleri görmeyi isterdin?”

P: “Bu yıl rotamızı Karadeniz üzerinden Gürcistan, Azerbeycan ve Irak, oradan da Tebriz ve Doğu Beyazıt’tan Türkiye’nin güneydoğu sınırlarımızdan geçerek Adana’ya varmak üzere çizdik.Temmuz ayı içerisinde 3 hafta sürecek bir macera planı bu.”

Y: “Çok maceralı bir yolculuk kapıda desene… O zaman bu sohbeti tekrarlamak şart 🙂 “

P: ” Kesinlikle 🙂 Şimdiden heyecanlıyım 🙂 Bu arada Demir’in en çok görmek istediği yer Barselona 🙂 Hem Gaudi’nin masal dünyasından çıkma yapılarını görmek, bir de tipik bir erkek çocuğu olarak futbolcularıyla tanışmak istiyor 🙂 Demir ile dünyanın her yerine giderim. Onunla özellikle bir çöl macerası yaşamayı çok isterim.”

Y: “Son olarak senin gibi alternatif seyahat planı yapan anneler için bir “çantaya girecekler listesi” hazırlar mısın?

P: “Yukarda bahsettiklerime ek olarak çantada mutlaka enerji verecek kuruyemiş ve kurutulmuş meyve gibi atıştırmalıkları olsun. Kartuşlu küçük kamp tüpleri dağda taşta kaldığınız zaman yemek yapmanızı, sıcak su ihtiyacınızı karşılamanızı sağlar. Islak mendil ve kağıt havlular hijyen acısından pratik çözümler. Çevreyi kirletmeden, çok da israf etmeden, gerektiğince kullanılmalı. İlaçlar ve merhemler asla unutulmamalı. Ormanda yürüyüşe çıkıldığı zaman çocuğun boynuna bir düdük asmak, sizden ayrıldığı ya da yardıma ihtiyacı olduğu anda kendi yerini belli etmesi açısından çok önemli ve gerekli. Birkaç parça yedek kıyafet ve su matarasını da ekledik mi tamamdır 🙂 Artık yola çıkabiliriz…

Çocuklar, kendi seçim ve karakterlerinin ötesinde bizlerin bir yansıması aslında. Onlara kendilerini, doğayı keşfedecek, merak duymalarını ve soru sormalarını sağlayacak ortamlar yaratmalı ve bu ortamları onlarla beraber tecrübe etmeliyiz. Modern dünyanın tüketici hayat formunun dışında bir farkındalık yaratmalıyız ve bu bilinci aşılamalıyız. Hiç kimsenin çocuğum var bir yere gidemiyorum gibi kendi algı hapishanesinde yaşamasını istemem. En azından sırt çantanızı alıp bulduğunuz en yakın ormana doğaya çıkın ve çocuğunuzla beraber vakit geçirmenin keyfini çıkarın. Hayatınızda en az bir kez bile olsa bunu deneyin! Biraz cesaret :)”

1476806_389630794504962_1757902986_n 1488419_389638894504152_1354597247_n 1499751_389630791171629_948326118_n 1527943_389638897837485_972047651_n 1533463_389644661170242_1461274521_n

Pınar Erkan Kaptan ve bendeniz Yasemin Alkaya fotoğraflar için Hayriye Mengüç Ağcabay, Dali Ayyıldız, Sedef Sarıhan, Nergiz Nazlar, Tuğba Ağcabay, Altuğ Şencan, Onat Ağcabay, Doğa Yüksel, Gülmerih Ağcabay ve Sezgin Erdem’e çok teşekkür ederiz 🙂

Reklamlar